“Tarihin Sonu”


Şule Aytaç*

Evet, bence de savaş iyilikle kötülük arasında...ve keşke Fukuyama’nın dediği gibi bildiğimiz tarihin sonu olsa. Bildiğimiz tarihi oluşturan ikili düşünce sisteminin (dualite) sonu olsa gerçekten de. Bu düşünce sisteminin kaçınılmaz olarak sürekli kendi anti-tezini oluşturma gereğini görebilsek keşke. Keşke batılı saygın, savaş karşıtı düşünürler, kendi düşünce sistemlerinin savaşı nasıl yarattığını kavrayabilseler. Chomsky gibi birkaç kişi daha olsa, dilin egemenlik yaratmak ve sürdürmedeki rolünü anlasalar ve kullandığımız dili değiştirme çabası içinde olsalar. (TRT bültenlerinde ‘Taliban’a karşı yapılan savaş’ diyor. Amerika’nın resmi ağzıyla haber iletiliyor bize. Kim bu Taliban? Uzayda bir boşlukta mı yaşıyor? Evinin kapısına birkaç özel güç polisi mi gönderildi de evine baskın yapılıyor? Bu resimde Afganistan toprakları ve halkı nerede? Nasıl bir gerçeklik oluşturuluyor, farkında mısınız?)

Gözümüzün önünde olup bitiyormuşçasına izlediğimiz kahredici oyunun perde arkasında daha derin ayrımlar var ve büyük ustalıkla gizleniyor. Körfez savaşı sırasında İngiltere’deydim ben. Orta İngiltere’nin kırsal kesiminin tipik bir köy evinde sabah televizyonu açtığımda şimdikine benzer görüntülerle karşılaştım. Aslında bir şey anlaşılmıyordu. Sadece havada parlayan hareketli cisimler. Ama onların gerçek bombalar olduğunu ve gerçek insanları öldürüp gerçek toprakları yok ettiğini biliyordum. Farkına bile varmadan göz yaşlarım fışkırıverdi. Kardeşlerim öldürülüyor gibi hissettim. İşe gittiğimde, başka bir çok konuda anlaştığım, kendisinden çok şey öğrendiğim İngiliz patron ‘Biz batılılar böyle kovboyların (Saddam’ı kastederek) ortaya çıkıp bizim dünyamızı ve değerlerimizi yok etmesine izin veremeyiz’ yorumunu yaptı. Savaş haklıydı ona göre.

Bugün bin Ladin, yarın kim? Fukuyama liberal sistemden başkası olmadığını söylüyor. İkiliklerle düşünebilirseniz sadece, bu görünümü kabul etmek gerekir gibi. Liberalizm karşısında silip süpürecek karşı tez – düşman bulamadığında kendi anti-tezini kendi içinde yaratmak zorunda değil mi? Değişimin özü ve dinamiği bu değil mi? Yoksa değişim de mi durdu?! Evren, yeryüzü insanın bir aynası, ya da insan yeryüzünün bir mikro-kosmosu. Beynimizde iki lob (yarı küre) var. Biri rasyonel aklın ikili sistemi ile çalışır. Buradaki ‘programa’ göre ancak ikiliklerle düşünebiliriz. 0/1; devre açık, git/devre kapalı dur; doğru/yanlış; iyi/kötü; güzel/çirkin vb. Dil de bu tarafın ürünü, o yüzden doğrusal (lineer) ve düşüncemizin hızına yetişemiyor, çünkü bir sözcük arkasından ikinci sözcüğü söyleyebiliyoruz aynı anda ikisini birden değil. Diğer lob ise bütünsel düşünceyi başarabildiğimiz yan. Sanat, yaratıcılık, üç boyutluluk bu loba ait, ve bu tarafın çalışması diğeriyle karşılaştırılamayacak kadar hızlı. Bu yapının yansıması dünyada var: geleneksel olarak ‘Doğu’ bütünsel düşüncenin, ‘Batı’ ise ikili düşüncenin yuvası (lobu mu desek?) kabul edilir. Savaş gerçekten de bu ikisinin arasında, Huntington’un dediği gibi 5-6 başat kültür arasında değil. Ve evet, keşke bildiğimiz tarihin ve savaşların sonu olsa bugünkü durum, çünkü ihtiyacımız olan ikisinin bir sentezi...yeni bir Rönesans.

Ne yazık ki, tüm savaşları bitirecek bir son savaş yok. Bugünkü savaşta, derinden işleyen şey, biz sıradan ve barışsever insanlara rağmen güçlü bir irade. Bu irade iki tarafta da ortak. Bin Ladin’in temsil ettiği taraf da, Bush’un temsil ettiği de aynı iradenin ürünleri. Diğerini yok edene kadar ölümcül savaşa devam iradesi. Bu iradeyi kendi çıkarları doğrultusunda destekleyen, güçlendiren İsrail, AB, Rusya, Çin ve belki de Japonya. Bin Ladin tarafında, tüm kökten dinci İslam örgütler ve belki de sempatizanları. Her iki tarafın ortak gizli gücü, kirli paradan geliyor. Silah, eroin ve insan (en çok ta kadın) ticareti. Veya her nasılsa liberalizm kapsamında meşru ve temiz kabul edilen, başka insanların kanları üzerine yükselen savaş hisselerinden!

Benim umudum bu iradenin karşısında olmak gereğini sezgileriyle bilen sıradan barışsever insanlar. Amerika'da, Avrupa'da, burada ve başka yerlerde. Bunun için şöyle bir doğrulup, barış irademizi güçlendirmemiz ve dile getirmemiz lazım. Bu şöyle bir şey, hani önemli bir işiniz vardır da, nezle grip gibi sizi yıkacak bir hastalığın başladığını sezersiniz de, şöyle bir doğrulup ‘ne olursa olsun gideceğim ve halledeceğim’ der içinizdeki ses. Kendinizi daha güçlü hissedersiniz ve bir hastalığa yenilmeyeceğinizi bilirsiniz içten içe. Ya da gece karanlıkta yürürken bir tehlike sezersiniz veya sınıfın kabadayısı üzerinize yürümektedir, içiniz erir ama içinizdeki o güce baş vurup, derin bir nefes alır ‘kimse bana bir şey yapamaz’ dersiniz ve dimdik durursunuz ya onun gibi bir şey. Haksızlıklar karşısında insan onurunuzun ayaklandığı zamanlardaki gibi bir şey.

Kapalı kapılar ardında yeni dünya düzeni konuşuluyor ve paylaşımlar yapılıyordur gibi geliyor bana. Ya size? Biz sıradan barışsever insanların da hayattan yana projeleri olması gerek diye düşünüyorum. Her yerde sesinizi yükseltin, bir an önce bu vahşeti sonlandırmak gerektiğini haykırın; Yeni Zelandalı birisinin dediği gibi, ‘onları tereyağı bombardımanına tutun’ tercihinizi dile getirin. Savaş bittiğinde yeni dünya düzeninin nasıl olmasını istediğinizi hayal edin. Bu hayali gerçekleştirmek ve geliştirmek için şimdiden işe koyulun. Bırakın onlar CNN’den tek taraflı katliamı, tüm adalet ve insanlık duygularımızı rencide ederek savaş oyunları gibi izlesinler. Bizlerin yapacak daha iyi işleri olmalı. ‘Kötülüğün’ tek başına enerjisi yoktur, ancak biz enerji verirsek varlığını sürdürebilir ve gelişebilir. ‘Kötülüğe’ değil ‘iyiliğe’ verin enerjinizi. İyi projeler geliştirin, hoşgörülü projeler, yapıcı projeler; reddedin onların gücünü ve buna inanmayı. Hayır onlar bize bir şey yapamaz! Sevgi daha güçlüdür düşmanlıktan. Hadi doğrultun insanlık onurunuzu ve kendi gücünüze inanın.

* (Dr.) Sosyolog, NLP Uzmanı