Kim Bu Öfkeli Adamlar? 
Nerede Benim Devrimci Ruhum?


Bursa’da kendi düğünlerinde Kürtçe şarkılarla eğlendikleri için insanları tutuklayan bu öfkeli adamlar kim? Nasıl bir nefret tohumu saçtıklarının ne kadar farkındalar?  Derken Hadep’li Belediye Başkanlarının tutuklanması...  Komplo teorilerinin türlü çeşitlisinde usta olan genelde gazeteci kalemler, bağlantıları kurup yazmaları gerekenleri yazıyorlar.  Bazen okuduklarıma bakınca, bizlerin bilmediği başka pek çok şeyi de biliyormuş gibi geliyorlar bana. Neyse ne...YETSİN ARTIK.   

Meksika’da aileler, tutuklanan liseli çocuklarını polisin elinden aldılar.  Utandım en çok Manisalı ailelerin, üniversiteli gençlerin ailelerinin, sonra hepimizin adına...Ama beni daha çok utandıranlar da var...Bir zamanlar Demokrasi umudumuzu bağladığımız Karaoğlan gibi...Yapay olarak yaratıldığı bilindiği halde Merve Kavakçı olayında ayağa kalkan, ama seçilmiş belediye başkanları, hayatları karartılan gençler, sürekli kanayan bir yara olan Cumartesi anneleri, her şey bir yana, sırf içindeki insanlık dışı yaşam koşulları yüzünden ölüp giden öncelikle Diyarbakır hapishanesi mahkumları için kılını kıpırdatmayan ve demokrat olduklarında ısrar eden tüm politikacılardan; deprem öncesi, sırası ve sonrasında, ihmalleri, hırsızlıkları, beceriksizlikleri ile acıyı katmerleyen herkesten; tüm sağduyuya rağmen fay hattına nükleer santral yaptırmak isteyen çıkar odaklarından; ülkemi ve insanlarını siyanüre mahkum etmek isteyen ve tek tük kalmış dürüst hakimlerin kararlarını bile uygulamaktan

kaçabilen kamu görevlilerinden; nerede bir güzellik varsa (örneğin Fırtına deresi, örneğin Uzun Göl, örneğin Harran ovası, örneğin Terkos gölü civarı...), orayı bir kangren gibi zehirlemek için yarış eden özel sektör firmalarından; kentsel dokunun yok edilmesine, estetik kirlenmeye ve kentlerin yaşanamaz hale gelmesine yol açtığını bildikleri halde her türlü çarpık kent projesini tasarlayan, kontrol eden ve yapan tüm mimar ve mühendislerden; ülkenin bu sorunları ve daha niceleri yokmuş gibi bunları anlamamıza ve değiştirmemize yarayacak elle tutulur bir tek proje, araştırma üretmeyen Üniversite üyelerinden, hastahanelerde -sadece gerçek bir örnek olarak veriyorum- tamir parasından vurgun vurabilmek için geceleri mekanizmasına ‘çomak sokup’ (gerçekten de öyle yapmışlar) asansörleri bozarak yüzlerce hastanın, doktorun, hemşirenin, ziyaretçinin günlerce perişan olmasına neden olup, sonra da tamir harcamasını onaylayan kimi başhekimlerin işbirliği ile milyarları götürenlerden; yaratıcılıklarını sadece bu yönde kullananlardan; böyle bir ülkede yaşamaktan bezmeyip, Orhan Pamuk’un kitap karları ile Yılmaz Güney’in lümpenliğini; Yaşar Kemal’in ‘vatan hainliğini’ gündem yapanlardan, insanların açmazını hazırlayan ve çıkış yolunu bulamayan; bilinenleri de göstermeyen anne, baba ve eğitimcilerden...tüm bu gerçek vatan ve insanlık hainlerinden ÇOK DAHA FAZLA UTANIYORUM

Devrimci ruhlu 68 kuşağı olarak nerelere geldik...En iyi yaptığımız şey Reha Sezgin’in 68 Rüzgarının estirdiği sevgi kırpıntıları ile avunmak...Gerçekte nerelere geldiğimizi anlatayım size.  Bizim kuşağın Demirel’i hiçbir şekilde affetmesine imkan yok; başka ne yapmış olursa olsun, benim zihnime nakşolmuş iki olay var örneğin...Birkaç yıl sonra mezun olunca bu ülkeyi yönetmeye aday Mülkiye öğrenci yurduna 12 Mart öncesi yapılan baskında, çeşitli yerlerine cop sokulan kız öğrenciler ve bir iki hafta sonra, yine ülkenin en seçkin beyinlerinin okuduğu ODTÜ yurtlarına havan topları ile yapılan saldırı ve yaralanan öğrencileri almak için aşağı inmeyen helikopterler.  Belki başka her şeyi unutabilirim ama kendi genç insanına böylesine bir kin kusabilen bir sorumlular ordusunu ve dönemin başbakanını asla... 

Ama şimdi vardığımız yeri söyleyeyim size: dün bir arkadaşımla konuşuyorduk, şöyle dedi bana : “Benim hiçbir şekilde Demirel’in tekrar Cumhurbaşkanı olmasını onaylamam mümkün değil ama Borsaya yatırım yapıyorsan, bunu desteklemek zorundasın, çünkü istikrarsızlık büyük düşüşe neden olur ve çok para kaybedebilirsin”.   

Çete, mafya, irtica, Hizbullah ve diğerleri...yani kendimiz dışında sorumlu addettiğimiz tüm gerçek ve hayali düşmanlar ilgilendirmiyor beni.  Bu yazı da ahkam keserken kendimizi aklamak, bizden başka herkesin ne kadar ‘kötü’ olduğunu anlatmak için yazılmış bir yazı değil.  Bu bir çığlık; bir kadın çığlığı...Benim Türkiye için güzel hayallerim var, güzel projelerim var...Bunları yaratmak, hayallerimi gerçekleştirmek istiyorum.  Her sabah cadı kazanlarında kaynatılan insanların çığlıklarını duyarak ve aynı kazana düşmekten korkarak uyanmak istemiyorum.  Yaşamak ve yaşatmak istiyorum.  Ve bunun bir ütopya değil, gerçekleştirilmesi mümkün bir ideal olduğunu biliyorum.  Benzer hayalleri taşıyan çok insan olduğunu da biliyorum bu ülkede.  Ve haykırıyorum bu öfkeli adamlara: sizin derdiniz ne?  Memnun musunuz yaptıklarınızdan?  Sonuçlarından?  Çocuğunuzun gözünün içine baka biliyor musunuz, gözlerinizi kaçırmadan?  Geceleri rahat uyuyabiliyor musunuz?  Elde ettikleriniz, bir an için bile olsa, size kendinizi iyi hissettiriyor mu?  Yoksa uyuşturucu bağımlıları gibi, her seferinde daha yüksek doz aldığınız halde, bir türlü aradığınız huzuru bulamıyor musunuz? 

Ben başımıza gelen her şeyden kendimizin sorumlu (SUÇLU DEĞİL SORUMLU) olduğuna inanmayı ve buna göre davranmayı seçen biriyim.  (İngilizcedeki sorumluluk kavramı ‘responsibility’, to respond=cevap vermek ve able=muktedir olmak sözcüklerinin birleşiminden oluşmuştur (Arapça mes’uliyet te öyle, selâhiyet’ten geliyor ); yani sorumlu kişi duruma ‘cevap verebilir’ konumda olandır.   

Bizler neredeyiz?