Bir Yurttaştan, Tüm Yurttaşlara


Bu topraklarda yaşayan bir birey olarak benimle aynı kaderi paylaşan tüm insanlara... 

Eğer benim gibi, ne yapabileceğinizi düşünmekte iseniz, bugün zihnimde çakan bir aydınlık kıvılcımını hepinize sunmak istiyorum. Derhal Durun!  Ne yapmakta iseniz hemen durun. Yaptığınız her şeyin bu ateşe körük olduğunu fark edin. Tek başına İngiliz İmparatorluğu’nu Hindistan’da dize getiren, Ghandi’vari bir durulmaktan söz ediyorum. İçimizde çelik bir irade, bize bizim istediklerimizden başka hiçbir şeyin dayatılamayacağına dair, ve dışta yumuşacık...   

Kuşatma yalnız ekonomik anlamda değil.  En çok görünen ekonomik alan. Maddi varlığımızı sürdürmek için gerekli olan geçimimizi sağlama ile ilgili olduğundan hepimiz için önemli olan alan bu. Ama bu sadece yüzeydeki görüntü. Kuşatma her alanda. Uzun süredir birçok kişi yazdı söyledi... Kimilerine göre kavga Fethullahçılarla mafya arasında.  Kimine göre farklı mason locaları arasında.  Kimine göre tüm sıkıntılar dış kaynaklı; Türkiye’yi çökertmeye yönelik bilinçli bir satranç oyunu. Milli birlik beraberlik, içe dönüp yalnız birbirimize kenetlenmemizi savunanlar var. Önerenler var. Ama biz denilen kim? Kimimize göre terör ayaklandı, kimine göre derin devlet. 

Biz bu topraklarda yaşayan ve sayılan bu gruplarda olmayan insanlar... Bizim gerçeği öğrenmek gibi bir şansımız var mı? Kayıp insanlara ne olduğunu bulma gibi bir imkanımız var mı? Her türlü sivil toplum faaliyetini engellemek, zora koşmak için her gün yeni bir şeyler yapılıyor. Bu engelleri kaldırmak için gücümüz var mı? 

İnternet’te çeşitli sitelerde e-gruplarda çok kişi içini döküyor, kızıyor, isyan ediyor. Taraf tutuyor. Herhangi bir işe yarıyor mu? Gazeteler, görsel medya kendi tuttukları taraf(lar)a  göre söz ve yazı tüketiyor.  Bence tüm bunlar yangını besliyor. Orda burda küçük direnmeler, bu ateşin varlık nedeni haline geliyor... Daha bir yanıyoruz. Bir an için şu alternatifi düşünmenizi istiyorum. Hepimiz dursak... durdursak bu deli danalar gibi koşuşturmayı. Örneğin bugün İnsan Hakları Derneğine, tüzüklerine aykırı davrandıkları gerekçesiyle dava açılmış. Düşünüyorum da eğer birileri bizim bilmediğimiz anlamadığımız bir şeyler yapmaya çalışıyorsa, önlerindeki tüm engelleri çekip, gittiği, gideceği yeri görmek daha iyi olabilir (mi?). Bilmediğimiz bu gücün kendi iç dinamikleri ile çözülmesi için aradan çekilerek, bunu seçerek, bilerek yapmak en iyi davranış olabilir (mi?). Yani, örneğin İnsan Hakları Derneği kendi kendisini kapatsa... diğer dernekler de öyle. Sivil toplumun tüm kesimleri faaliyetlerini durdursa... Sendikalar verilen hakları aynen kabul etse... Yazı yazanlar ateşe dair değil, yaşama dair şeyler yazsa sadece... Hiç olmazsa kimilerimiz bankalara koşup yüksek faiz döviz vs. peşinde koşmasak...Kayıpları aramaktan “şimdilik” vazgeçsek. Öğrenciler, öğretim üyeleri YÖK’e muhalefet etmekten vazgeçse... ve buna benzer durumları siz çoğaltın ve kendinize uyarlayın. Ne dersiniz?  

Bir an için böyle bir davranışlar bütününün gerçekleştiğini hayal edin. Sonuç ne olur sizce? Biz yurttaşlar açısından daha kötü olamaz, değil mi? Ama sonunda daha iyi olabilmesi her açıdan bakıldığında mümkün görünüyor... Tabi bu arada aynı kışın, gelecek bahara hazırlanırken tüm doğanın yaptığı gibi ‘bekleme’ zamanımızı kendimizi ‘içsel’ olarak güçlendirmek için kullanırsak.  

Kuşkusuz, söylediğim vazgeçmek değil yaşamak, var olmak ve hayat kalitesini iyileştirme özgürlüklerimizden. Tam tersine, sıkı sıkıya sarılmak bunlara... ama bugüne değin denenmemiş bir yöntemle... Kendimizi bu oyundan tamamen çekerek... ‘oynamıyoruz işte!’ diyerek.  Bu tarzı bütünüyle ve samimiyetle benimseyerek, içselleştirerek, inanarak, güçle... 

Savaşı sona erdirmek için son savaşı yapmak gibi bir haklılık iddiasında olmak tarih boyunca defalarca denendi ama başaran yok.  Söylediklerimi yüreğinizle dinlerken sizde bir yankı bulduysa savaşı top yekun reddedelim diyorum. Biz yokuz bu işte... Bu arada yapacak işlerimiz var. Ekmek paramızı kazanacağız... Çocuklarımıza bakacağız, seveceğiz, sevişeceğiz, bilgimizi arttıracağız... bahar geldiğinde ne yapacağımızı hayal edeceğiz, kendimizle hesaplaşacağız, içsel değerlerimizi keşfedip güçlendireceğiz... Korkularımızı dost edinip koltuğumuzun altına alıp yapmamız gerekenleri yine de yapacağız... 

Lütfen nefeslerinizi boşa tüketmeyin... Şimdilik hepsi boşuna... Görün lütfen bunu... Bu kavga bizim kavgamız değil; çekin enerjinizi... Çekin çünkü kötülüğü tek başına sürdürecek kendi enerjisi yoktur. Güçsüz ve zamansız direnç enerjisi ona güç verir ve sürdürür... Bu kavga bizim değil. Biz yokuz bu işte... Görelim bakalım nereye gidiyor... Biz çekilmezsek korkarım bu böyle sürüp gidecek. Ve bizi de daha çok içine çekecek... 

Toplumsal muhalefet adına ne yapıyorsanız durun... Saatinizin tik taklarını durdurun. Bir seminerde ‘kendini görünmez kılma’ yöntemini öğretmişti biri bana. Kendinizi görünmez kılın. Yapabileceğimiz en iyi şey bu. Ben de şu andan itibaren aynı şeyi yapacağım. Yani bu yazının da yeni bir dağınık enerji yaratmasına izin vermesek diyorum. Söz konusu ettiğim bireysel bir tavır... herkes bulunduğu yerde... kendisiyle... ama görünmez. 

Sizi çok sevdiğim bir Kızılderili duası ile baş başa bırakıyorum.

 

Tanrı bana

Değiştireceğim şeyleri değiştirmenin cesaretini;

Değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmenin mutluluğunu ve

Her ikisini de birbirinden ayıracak aklı verdi.

 

Sevgiyle kalın...


Şule Aytaç