“ADI AYLİN”, MODELLEME VE TÜRKİYE’DE UZUN SOLUKLU TOPLUMSAL İYİLEŞME


Kitabı elimden bıraktığımda, içim sızlıyordu tuhaf bir coşku ile birlikte. Böyle bir insanın yaşamış olmasından duyduğum coşku, hayat yollarımız birkaç kez teyet geçtiği halde onu canlı tanıyamamış olmanın ve nihayet güzeli yaşatmamak için ısrarlı bir seferberlikte olan dünyanın haline ve Aylin’i yitirmekten duyduğum yürek sızısı…

Kitabı bitirdiğimde, bu kitabın mutlaka bir ‘elden geçirme’ yazısının yazılması gerektiğine karar verdim. Kitabı okuduğum koşullar, yer, zaman hepsi Aylin’i ve bana düşündürdüklerini başka hikayeler ağı ile ilintilendiriyor ve başlığın da yansıttığı gibi, söylemek istediğim pekçok şeyi bağlantılı anlatabilme fırsatı yaratıyordu.

Bu yazı tam da bir kitap eleştiri yazısı değil; bu konuda söyliyebileceklerim, Ayşe Kulin’in, Aylin’i anlatırken takındığı tavra paralel doğrultuda olacak. Ayşe Kulin, henüz kitabını okumadan önce, geçen Kasım, KA.DER’in Şile eğitim seminerinde tanıdığım bir kadın. Adını daha önceden tabi ki duymuşum ve kitabını da. Şile’de bende bıraktığı izlenim, sade, rahat, zarif, çekici ve isterse yırtıcı olabilir. Belki onu kişisel olarak tanımış olmanın etkisiyle, bu Ocak sonu Amerika’ya giderken, uçak yolculuğunun 11 saatlik, ilk etabını keyifle geçirmek için aldığım kitapların arasına kattım. John Le Care’nin son kitabı, Yaşar Kemal’in son kitabı ve Adı Aylin.

Ayşe Kulin, Aylin’i anlatırken, kendisini bütünüyle aradan çıkarabilmiş; kahramanı ile okurunu başbaşa bırakmış. Kendi adıma kitabı okuma süreci boyunca, belki bir iki an dışında, Aylin’le dolaysız ilişki içinde olduğumu yaşadım. Sanki aramızda bizi buluşturan bir yazar yoktu. Sade ve akıcı dil, hızlı tempo, gereksiz sarf edilmemiş ya da yerinde kullanılmış sözcükler, inandırıcı kurgu bence yazarın büyük başarısı ve sanki bize anlattığı olağanüstü insanın tek başına parlamasına gölge düşmesin diye farkındalık ve inceikle yazılmış. Ve Aylin’le başbaşa bırakılmışız.

Hem de ne başbaşa! İstanbul’dan Şikago’ya 11 saat. John Le Care’yi yarıladım. Havaalanında 3 saat bekleme ve Şikago - Austin (Texas) bir 3 saat daha, kitap nerede ise bitti. Geceyarısı Austin’e vardığımda, uyudum ama bedenim yeni saatlere alışık değil. Seminer’in başlamasına 36 saat kadar var. Anlamsız zamanlarda uyumaya çalışıp uyuyamazken John bitti. Ayşe başladı. Kaldığım otel oraların 1880’lerden kalma tek tarihi oteli. Seminer burada olacak. Uykumu almam lazım, ama Aylin elimden düşmüyor. Le Care’den daha heyecanla okuyorum, daha soluk soluğa…çünkü daha sürükleyici, beni sarıp sarmalıyor. Bitene kadar bırakamıyorum. Seminer vakti geldi.

Seminer bir NeLePe semineri.; Neuro-Linguistic Programming (Nöro Dilbilimsel Programlama), kurucusu Dr. Richard Bandler tarafından veriliyor. Muazzam bir olay. Dünyanın çok yerinden 100 kişi toplanmış, Bandler’la trans-atlantik bir yolculuğa çıkmaya hazırlanıyorlar.

Bandler’ın tanımıyla, NeLePe, insan mükemmeliyetinin modellenmesi anlamına gelen bir öğrenme yöntemi. İnsanlar, herşeyi beş duyuları ile algılıyorlar; algılarının sonuçlarını bilgi olarak aynı beş duyu cinsinden depoluyorlar ve o bilgileri kullanmak istediklerinde de bilgiyi aynı cinsten (yani görsel, işitsel, duyumsal, tatsal ve kokusal) zihinlerinde yeniden oluşturuyorlar. Tüm bu süreçler nöro-fizyolojik süreçler ve beyinde bir eksiklik olmadığı takdirde her insanda da aynı. Sadece, insanların daha sıkça ve rahatlıkla kullandığı kanallar değişebiliyor. İşte bu sayede insan, herhangi bir konuda mükemmeli yakalamış, üstün başarı göstermiş bir başka insanın ‘dünya haritasını’ meydana çıkararak okuyabilir ve onu modelleyerek kendisi de o konuda, daha önceden sadece dahilerin olabileceği sanılan ölçüde yetkin olabilir.

Doğal öğrenme yöntemlerimizin başında modelleme geliyor. Bunu zahmetsizce, genellikle ‘trans’ halindeyken, yani rasyonel beynimizin geçici bir süre aradan çekildiği ve yerini yanlış bir deyişle ‘bilinçaltı’ dedimiz beyne (sağ loba) bıraktığı, daha derin bir uyanıklık durumunda öğreniyoruz. Bir toplumun benzer bireyler yaratması büyük ölçüde bu yolla oluyor. Modeller hep aynı, ya da benzer. Farklı birşeyler yapmak isteyen çocuklar, modelleyerek öğrenebilecekleri pek kimse bulamıyorlar çevrelerinde.

Aylin’de özellikle kız çocuklarının alabileceği çok iyi bir model buldum ben. Aylin Osmanlı’lığının verdiği ayrıcalık ve olanaklarını, yerelliğin dışına taşarak bir dünya vatandaşı olma yolunda iyi kullanmış bir kadın. Başkalarına çılgınca gelse de, önüne duygu sömürüsünden fiziki engellemelere bir yelpaze içinde birçok engel konulmuşsa da aklına koyduğu şeyleri mutlaka yapan, kendi doğruları ile yaşamayı başarabilmiş bir kadın. İstanbul soylularının kültür ve terbiyesini sürdürürken, yine de bir birey olabilmeyi başarmış bir kadın. Zorluklardan yılmamış, doğru bildiğinden vaz geçmeyip ruhunu satmamış çok ender insanlardan biri Aylin.

Daha neler yaptığını anlamak için lütfen kitabı okuyun (benim gibi 12. baskıya kalmamışsanız tabi!). O modellenecek bir insan, çünkü yeni ufuklar yaratırken kendi dünyasına, aynı zamanda hep aşık, hep güzel, çekici, alımlı; aynı zamanda hep neşeli, hayat dolu, yaşama sevinci var ve aşılıyor ve cinselliği bastırılmamış, yok varsayılmamış, arka plana atılmamış, dilediğince ve yaşayabildiğince yaşıyor, ve güzel yemek yemekten, sofralar kurmaktan ve misafir ağırlamaktan vazgeçmemiş, keyifle yapıyor. Ve dört evlilik…

Bu arada, New York’un erkek-egemen psikiyatri dünyasını, iyileştirilmesi nerede ise imkansız diye tanımlanmış hastaları, kendi insancıl yöntemleriyle iyileştirerek ve hayata kazandırarak alt ediyor. Bunları yaparken, paraya tapmıyor, hatta bazen kazanmayı unutup zor durumlara düşüyor. Ve asla kendi etik kurallarından vazgeçmiyor. Amerikan ordusunun sonsuz caydırıcı gücü bile onu (madalyalı, ödüllü, Amerikan ordusu Albayını) doğru bildiği yoldan ayıramıyor, daha hoşu, korkutamıyor bile… Yine bir hastası için mücadelesi ve belki de bu sınırsız caydırıcı güç hayatına mal oluyor.

NeLePe modellemeyi öğretiyor. Türkiye’de uzun soluklu siyaset, yeni modellerin yaratılmasını ve olan iyilerin bariz kılınmasını gerektiriyor. Aradaki bağları hızlı çalışan bilinçaltınız çoktan kurdu bile. Modellerimiz yok değil; tersine çok fazla ve çok kötü. Kısa vadede, çalışmayan aynı ilkeler ve dinamikler yeniden üretiliyor. Uzun vadeli düzgün ve dürüst birşeyler yapmak için modellemek isteyeceğimiz, öykünmekisteyeceğimiz yeni insanlar gerek…olanları iyi tanımamız gerek. Üzerine titreyerek sevip okşayıp, yaşatmak ve büyütmek gerek. Aylin sağken bunu yapamadık. Ayşe Kulin’in kaleminden onu tanıdık, şimdi yapabiliriz, mi dersiniz?